reklam
27 Eylül 2021 Pazartesi
Anasayfa > RÖPORTAJ > HAFTANIN RÖPORTAJ KONUĞU: MALİKE KIRCA BAYŞU

HAFTANIN RÖPORTAJ KONUĞU: MALİKE KIRCA BAYŞU

18.06.2021 23:12 12 14 16 18 yazdır
Bu haftaki röportaj konuğum çabalarını ve başarılarını takdir ettiğim çok değerli bir dostum: Malike Kırca Bayşu.
HAFTANIN RÖPORTAJ KONUĞU: MALİKE KIRCA BAYŞU

“DOĞADA GÜZEL OLAN HER ŞEYİN RUHUMUZUN DERİNLİKLERİNDEKİ ESTETİK KAYGILARIMIZI DOĞRU YÖNDE HAREKETE GEÇİREBİLECEĞİNİ DÜŞÜNÜYORUM.”

 

Bu haftaki röportaj konuğum çabalarını ve başarılarını takdir ettiğim çok değerli bir dostum: Malike Kırca Bayşu. Kendisiyle; sanatı, sanatçıyı, sanat eğitimini, çalışmalarını, projelerini, sanatın insana katkılarını, değerli tiyatro sanatçısı Levent Kırca’yı, Pablo Picasso’yu konuştuk. Keyifle okuyacağınızı umut ediyorum.

Celalettin TUTKUN: Malike Hanım röportaj davetimi kabul ettiğiniz için teşekkür ederim. Okurlarımızın sizi daha yakından tanıması için kendinizi tanıtır mısınız?


Malike KIRCA BAYŞU: Samsun Eğitim Enstitüsünü başarı ile bitirdim.  Öğretmen olarak ilk atandığım il Rizeydi, atandığım okul ise Rize Lisesi. Okul geniş bir bahçe içerisinde dört ayrı binadan oluşuyordu. Mesleki alanda bende çok iyi izler bırakan bu okula ilk adımımı atmamla beraber, ileride hayatına dokunabileceğim öğrencilerim olabileceğini hiç düşünmemiştim. Geri dönüşü, güzel sanatların iç mimarlık, grafiker, resim öğretmeni, karikatürist olan öğrencilerimin beni arayıp hayatlarına yön verdiğimi söylemelerinden anlamış oldum.

Beş yıl boyunca tiyatro etkinliklerimi, sergilerimi, yurt öğrencilerine yönelik gönüllülük esasına dayalı sosyal etkinliklerimi devam ettirdim. Samsun Atatürk Ortaokuluna tayinle geldim. Ortaokul, lise olduktan sonra değişik okullarda görevlendirme çalıştım. Bu arada Eskişehir Anadolu Üniversitesinde lisans eğitimimi tamamladım. Samsun İstiklal İlkokulun’da uzun yıllar öğretmenlik yaptım. Bu durum bana sanat eğitiminde çocuk yaştaki yönlendirmenin önemini, ana temel olduğunu yakından uygulamalı olarak daha iyi kavrattı. Çocukların zengin iç dünyalarını sınırlamadan kendilerini resim yaparak daha iyi ifade ettiklerini; gerek ulusal, gerekse uluslararası aldıkları derecelerle pekiştirmiş olduklarını gördüm. Mesleğimi seviyordum, heyecanımı hiç kaybetmemiştim; bu durum da insan hayatına olumlu yönde dokunma sürecinin devamlılığını oluşturuyordu. 


Malike hocam, sanatı ve sanatçıyı nasıl tanımlarsınız?


Sanat; insanlığın var oluşuyla, ihtiyaçlar doğrultusunda ortaya çıkan bir süreçtir. Görsel, işitsel, biçimsel, kinetiksel olarak bir varoluş biçimidir. Sanatçı ise bu varoluş biçimine aktif olarak katılan kişidir. 

Sanatın insanın gözüne, aklına ruhuna mutlaka etkileri var, siz bu konuda neler söylersiniz?


Sanat, dediğim gibi toplumların varoluş biçimidir. Toplumların kültürleri ile bütünleşirse daha nitelikli olur. Akıl ve duygu birleşimi olsa da en çok duyguları harekete geçirir. Pablo Picasso’nun İspanya iç savaşını anlatan kübik tarzda devasa ebatlı “Guernica” adlı tablosunda ifade ettiği gibi… Âşık Veysel’in, yüreğinin sesinden dizelere ve sazının teline döktürdüğü Anadolu’nun hüzünlü ve duygu dolu türküleri ile bizi doyurması diyebilirim. Tabii ki bunlar, gerek ulusal gerekse uluslararası örneklerle çoğaltılabilir


Yıllarını eğitime vermiş birisi olarak sanat eğitimi nedir, nasıl olmalıdır?


Yıllarımı sanat eğitimine vermiş biri olarak; bireyin baskıdan ve kopyadan uzak, kişiliğine ve çevre şartlarına uygun konuları ve teknikleri uygulaması gerekir. Bu durum da bireyi daha geniş perspektiften hayata bakmayı ve düşünmeyi öğretir. Pablo Picasso’nun “O kadar özendim çocuk olamadım” sözündeki anlam sanırım anlattıklarıma tercüman olabilecektir. Çocuklardaki doğallık, renk ve teknik öğretileri ile bütünleşirse son derece başarılı çalışmalar ortaya çıkabilmektedir.


Sizi etkileyen sanat eserleri ve sanatçılar oldu mu?


Beni etkileyen sanat eserleri muhakkak var. Sürrealizm sanat akımı, gerçekte var olanı gerçek üstü anlatma sanatıdır.  Her çocuğun sürrealist bir ressam olduğunu düşünürüm.


Çocuklar, resimlerini gördüğü gibi değil, hissettiği gibi çizerler. Sizlerle anılarımdan birini paylaşmak isterim.  İstiklal İlköğretim Okulu 4. sınıfta okuyan Esra isimli öğrencim, öğretmen konulu yapmış olduğu resimde; resmin ortasında gri renge boyanmış pencerelerinden sarı ışık sızan bir okul, okulun ön tarafında gövdesi olmayan gri bir kafa, göz, ağız, burun, üçgen biçiminde sarı renkte boyanmış, kağıdın sağında yalnız bir kız çocuğu, sol tarafında biraz daha büyükçe çizilmiş ve renklendirilmiş el ele tutuşmuş iki kız çocuğu… Grinin tonları ile tamamlanmış bir gökyüzü. Öğrencinin resmini yaptığı kâğıdı alıp, sınıf öğretmeninin yanına gittim. Öğrenci ile bir sorun yaşayıp yaşamadığını sordum. ”Nereden anladınız hoca hanım? “dedi. Esra sınıf başkanı olmak istemiş ve öğretmeni Esra’ya bu görevi vermemiş, diğer iki kız arkadaşına sınıf başkanlığı ve başkan yardımcılığı görevini vermiş. Böylece gövdesiz kafa öğretmen, el ele tuşmuş arkadaşları başkan ve başkan yardımcısı, gri okul ise istemediği ortam, yalnız çocuk olarak çizdiği de Esra’nın kendisi oluyor. Hoşlanmadığı durumu ve duygularını net bir şekilde kâğıdında gerçek üstü bir anlatımla ifade etmiş.


Sürrealizm sanat akımında, İnsan duygularını, gerçekte var olan nesneleri gerçek üstü öğelerle anlatır. Örneğin; bir kuşun kanatlarının kitap sayfaları ile özdeşleşmesi, kalemin ucundan bir filizin çıkması gibi anlamların derin ve düşündürücü olması, bana son derece ifade özgürlüğü bakımından zengin anlatımlar sunmaktadır. Etkilendiğim sanatçılar Rene Magritte  ve Salvador Dali’dir. Şunu da belirtmeliyim ki: Bu sanatçıların yaşam tarzlarından değil yaptıkları eserlerden etkilendiğimi söyleyebilirim.

Toplumların gelişmişlik düzeyleri ve sanat anlayışları birbiriyle paralel gelişen kavramlar. Bu konuda neler düşünüyorsunuz?


Toplumların gelişmişlik düzeyi tabiî ki bilim, sanat ve felsefe taşlarının yerine oturması ile gerçekleşir. Tarihi incelediğimiz zaman pek çok medeniyetlerin yaşandığına tanık oluyoruz. Urfa’da bulunan 12 bin yıllık neolitik yerleşimi olarak tanımlanan ‘Göbeklitepe’ insanların neler yaşadıkları ve yaptıklarına dair son derece çarpıcı izlerlerdir. Yunan heykel ve mimarisi, Mısır piramitleri, Rönesans’ın o eşsiz insan oranları, Leonardo’nun tıp ve mühendislik alanlarına ışık tutan yüzlerce araştırmaları, Michelangelo’nun taşa hayat veren heykelleri, Mimar Sinan’ın o günün bilinen metotları ile çözülemeyen:  ‘İstanbul yıkılır Süleymaniye yıkılmaz’ dediği üstün matematik ve mimarlık dehası… Nice sayamadığımız medeniyet ve eserler… İnsanlık tarihi kadar eski olan kayıp uygarlıklar… Sonuç olarak bilim, duygu, düşünce ve ortaya çıkan eşsiz ve sayısız eserler…


İnsan ve doğanın da bir sanat eseri olduğunu ve insana ilham verdiğini düşünüyorum, siz neler söylersiniz bu konuda.


Sanatın bir dalıyla uğraşan insandan ne kendine, ne çevresine ne de doğaya zarar gelebileceğini düşünmüyorum. Bir yerlerde yeşil alan yok oluyorsa, çarpık kentleşme varsa, eğitim taşlarından; bilim sanat ve felsefe üçgeninin bozuk olduğuna tanık oluruz. Doğaya açıldığınızda, bir çiçeğin diğer çiçeğe benzemediğini görürsünüz. Doğada sıcak-soğuk, ana, ara, valör ve sayısız ton renklerine tanık olursunuz. Her zaman en büyük heykeltıraşın doğa olduğunu söylerim. Kapadokya Peri bacaları, binlerce yılın doğal oluşumları ve mimari yapılarıdır. Doğada güzel olan her şeyin ruhumuzun derinliklerindeki estetik kaygılarımızı doğru yönde harekete geçirebileceğini düşünüyorum.


Sanatçı bir aileden geliyorsunuz. Sizi sanata yönlendiren ana etmenler neler oldu?


Sevgili Anneciğim ve Babacığım yıllarını eğitime adamış kişilerdi. Mekânları cennet olsun. Annem ve Babam güzel olan her şeyi severlerdi. Çocukluğumda müzik kitapları olan besteci Mustafa Besen’den mandolin dersleri aldım. Resim yeteneğime gelince, Annemin çizimleri, Babamın özgün makine tasarım çizimleri, amcamın portre, natürmort resimleri çok başarılı çizimlerdi. Dünyaya mal olmuş Espri ve öngörü sahibi Sevgili kuzenim Levent Kırca… Tiyatronun yanı sıra çok güzel resimler çalışırdı. Tiyatroda, insan tiplemeleri yüz makyajını kendi yapardı. Mekânı cennet olsun. Bu durumda benim sanata yönelmem, aile ortamı ve genetik faktörler diyebilirim.


Eserleriniz bir mesaj barındırıyor mu? 


Eserlerimde; Sosyal ve Çevre mesajlarına daha çok yer veriyorum. Bunun yanı sıra soyut

çalışmalarım da var tabiî ki.

 

Kendinize ait bir atölyeniz var. Bu sanat atölyesinde ne gibi çalışmalar gerçekleştiriyorsunuz?


Evet, çalışmalarımı kendime ait atölyemde gerçekleştiriyorum. İsteyen arkadaşlarımda zaman zaman atölyeye gelip çalışmalar yapıyorlar. Çalışmalarımı gerçekleştirirken, tamamıyla kendimden uzaklaşıyorum; bu da benim için en büyük terapi oluyor.


Kişisel ve kolektif sergiler gerçekleştirdiniz. Öncesi ve sonrasıyla sergilerinizden bahseder misiniz?


2008 Samsun, 2011 Ankara Çağdaş Sanatlar Kültür Merkezinde kişisel sergilerimi açtım. Ankara sergisinden olumlu dönütler aldım. Değişik yarışmalardan ödüller aldım. Çeşitli karma sergilere katıldım. Hiçbir zaman eserlerim beğenilsin diye çalışmadım. Resimle aramda her zaman içten bir samimiyet kurdum. Bu durum benim kendimi daha iyi hissetmeme ve daha iyi ifade etmeme neden oldu.


Sanata yönelmek isteyen gençlere ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?


Farklı düşünmek, bakış açısını değiştirmek, çabuk kavrayabilmek, seçici ve duyarlı olmak istiyorlarsa muhakkak sanatın bir alanı ile uğraşsınlar. Resim alanı aynı zamanda inceleme ve görsel belleğin geliştirilebileceği ve kişiye olumlu yönde çok şey katabileceği bir alandır.


Bu güzel röportaj için teşekkür ederim Malike Hanım. Son olarak eklemek istedikleriniz nelerdir?


Ben çok teşekkür ederim Celalettin Bey. Sanatla uğraşan insandan asla zarar gelmez. Bütün branşlarda sanat eğitimi dersinin ortak olması gerekir ki her alanda estetik değerlere kavuşulabilsin diye düşünüyorum. Sağlıkla ve Sanatla kalın.

                           

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Kategorinin Diğer Haberleri