AVRUPA ÜLKELERİNİN 1970 LERDEN İTİBAREN DEĞİŞEN GÖÇ POLİTİKASININ KÜRESELLEŞME BAĞLAMINDA TARTIŞILMASI

AVRUPA ÜLKELERİNİN 1970 LERDEN İTİBAREN DEĞİŞEN GÖÇ POLİTİKASININ KÜRESELLEŞME BAĞLAMINDA TARTIŞILMASI

 

Küreselleşmenin başlamasıyla insanlığın var olan ve süregelen yaşam biçiminden, kültürlerden ve iletişimin farklı yönleriyle hayatımızın merkezine oturan en önemli faktörüdür küreselleşme. 

 

Yerel hayatın eskimeye yüz tutmasıyla kendini göstermesi, kontrol altına alınıp alınmaması o devletin kendi gücünü sergilemesi ile mümkündür ve gelişmişlik gösterir. Ulusun devrilemeyen zenginlik ve egemenliği yani bütünlüğü, az gelişmiş ve iş sahası az olan ulusları sadece iş gücü olarak kullanması yine küresel çağın getirisi olup küreselleşmenin en dik oklarından birisidir. Bu okları oluşturanlar ise aynı ağırlıkta olan güç devletlerinin aynı yolda ilerlemeleri ile mümkündür. Bu güçlü devletlerin birleşimi en çok da küreselleşememiş veya yerel yaşamın tarafları olup buna rağmen zorunlu göç etmek zorunda kalan ülkelere oklarını çevirirler. Bu sebepten dolayı Avrupa da küreselleşmenin attığı oklardan biri de göç ve göç politikaları bağlamında ortaya çıkmıştır. Boyutları sürekli büyüyen ve gelişen göç halleri uluslararası göçü yaygın hale getirmiştir.

 

Örnekleyecek olursak 1970’li yıllarda küresel göç politikalarını en iyi yönde kullanan Avrupa ülkeleridir. İkinci dünya savaşından sonra dağılan ülkelerin tekrar toparlanması için bilhassa insan gücüne ihtiyaç duyulması göçün önünü epeyce açmış ve bu durum da Ülkelerin güncel göç politikalarını devreye sokmalarını sağlamıştır. Teknoloji ve iletişimde gelişmiş veya gelişmekte olan ülkeler, kendilerine göre yerelci olarak nitelendirdikleri uluslarla anlaşma sağlayarak o ülkenin insan gücünden faydalanmak şartıyla işçi alımları için sınır kapılarını sonuna kadar açmış, sınırlar ötesi büyük göç hamlelerine imza atmışlardır. Bu göç alan Avrupa ülkeleri kendi yerel politikasından tutun da yerleşim alanlarına kadar modernliği önde tutarak değişime gitmişlerdir ki bu değişim bile göç politikasının bir evrimidir. Bu evrimle yeni gelen göçerleri kendilerinden farklı olduklarını kabul ettirmenin farklı bir yoludur.

 

1960’lı yıllarda yeni yeni baş gösteren küreselleşme 1970-1980’li yıllarda ise kendini iyiden iyiye hissettirmiştir. Diğer adıyla batılılaşma günümüzde halen kendi dilimizce kullandığımız bir kelimedir. Bu da bize şunu sunuyor: Küreselleşme de sürekli ekonomik eşitsizlik göz ardı edilmiştir, yani aşırı küreselleşmeyi yine sermayenin yönlendirmesi ile vücut bulması kaçınılmazdır. Küreselleşmenin ölçütü o devletin cebini ne kadar doldurduğu ile orantılıdır. 

 

Avrupa ülkelerinin göç almasıyla beraber, göç sebepleri ve izlediği göç politikaları o ülkeleri biraz daha üst sınıflara taşırken günümüze kadar halen süregelen göç alan her ülke yenilikleri de beraberinde getirmiştir. Modernizasyonla beraber göçerlerin de barınmalarını sağlayacak yeni yerleşimler, kültürel yakınlaşmayı sağlayacak imkânlarla beraber bu imkânları kullanmaları için tadımlık da olsa uygulamalar hayata geçirilmiştir. Fakat kültür kişinin doğduğu andan itibaren edindiği ailesel ve toplumsal olguların tamamı olduğu için bundan doğacak kültür farklılıklarının olmaması mümkün değildir. Bu farklılıklar emperyalizm ve sömürgeciliğin izinde kaldığı için yakınlaşmayı her zaman tersine çevirir. Yani Batı her zaman yereli kendi egemenliği altında tutmuş ve sürekli çalışmaya iterek ancak özgürleşmesine olanak sağlamıştır. Kendi köyündeki tarla başında Mehmet ile Ahmet her gün en az bir saat köy durumlarını konuşup sohbet ederken, aynı kişiler Avrupa ülkesine geldiklerinde özgürleşmelerine ancak gün içerisinde sadece yarım saat yemek molasında sohbet etmeleri zamanla ikisi arasında da farklılaşmaya yol açacaktır. 

 

Avrupa tarafından istenen ve onay alan göç 1970’li yılların sonlarında krizlerin de oluşmasıyla istenmeyen göç haline gelmiştir. En başlıca sebep ise gelişen teknoloji sayesinde insan gücüne eskisi kadar ihtiyaç duyulmamasıdır.

 

Karmaşık ağlardan oluşan göçü çeşitli kategorilere ayırarak hem sebeplerini hem de sürecin işleyişini daha açık görmek mümkündür ve bu göç çeşitleri şu şekilde sınıflandırılabilir: Devlet merkezli bakış açısıyla istenen ve istenmeyen göç kategorisinden bahsedilebilir. İstenen göç, ülke ekonomisi için ihtiyaç duyulan işgücü göçüdür. Uluslararası hukukun gereği olarak kabul edilen aile birleşimi göçü ve iltica ise esasında devletler tarafından istenmeyen göçtür. İstenmeyen göç içerisinde düzensiz/yasadışı göç, devletleri politika anlamında en çok zorlayan gruptur. 

 

Göçün bu halleri göç edilen ülkenin durumuyla birebir alakalıdır. Ülkenin siyasi durumu, ülkedeki çoğalan işsizlik ve buna benzer birçok sebep göç etmeyi gerekli kılmıştır. Örnekleyecek olursak mülteci yani sığınmacı olarak Türkiye ye sığınan göçmenler ülkelerindeki savaş veya kıtlık sebepleri için genelde ülkelerini bırakıyorlar veya bırakmak zorunda kalıyorlar. Bu bilhassa Avrupa ülkelerinde istenmeyen göç olarak belirtilir ve kabul görülmez. Başka bir örnek ise yine siyasi içeriğe dayanan göçlerdir. Halen günümüzde bile Ülkesini terk etmek zorunda olan birçok sanatçı, düşünür ve gazeteci başka bir ülkeye istemeyerek de olsa göç etmek zorunda kalmıştır. İnsan haklarının farklı olarak ele alınması ise başka ülkelere göçü çoğaltmıştır. İstenen göç ise insan gücüyle genelde birebir alakalı olup kendi ülkesinde gerekli iş sahasını bulamayan veya gerekli itinayı göremeyen kişiler başka ülkeler tarafında kabul görüldüğü için göçe itilmektedir. 

 

Günümüzde de durum bundan çok farklı değildir. Üniversiteyi bitirmiş ama kendi dalında iş bulamamış hatta başka dallarda da şansını denemek zorunda bırakılan insanlar diğer Avrupa ülkelerini kapılarını zorlamakta veya Avrupa’ya gitmenin hayalini kurmaktadır.  

Etiketler : AB Göç Politika sosyoloji
Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.
  • Özcan Binici 18 Mart 2022 17:11

    Tebrik ediyorum. Çok doğru yaklaşımlarda bulunmuşsunuz. Bilhassa son paragraf tam olarak içinde bulunduğumuz durumu fazlasıyla anlatıyor.

  • Ünal Dağdelen 11 Mart 2022 11:37

    Farklı bir bakış açısı yakalamış sosyolog arkadaş. Doğru söze ne denir ki.