05 Aralık 2019 Perşembe
Anasayfa > YAŞAR DOĞU > TÜRK GÜREŞİNİN SEMBOL İSMİ ‘YAŞAR DOĞU’

TÜRK GÜREŞİNİN SEMBOL İSMİ ‘YAŞAR DOĞU’

05.11.2019 11:16 12 14 16 18 yazdır
Bugüne kadar yüzlerce güreş yaptım. Ve bir o kadar güreşçi ile karşılaştım. Tek derdim rakiplerimi mağlup ederek Milletime şampiyonluklar hediye edip yüzünü güldürmek, Şanlı Bayrağımızı göndere çektirmek ve İstiklal Marşımızı okutmak olmuştur
TÜRK GÜREŞİNİN SEMBOL İSMİ ‘YAŞAR DOĞU’

TÜRK GÜREŞİNİN SEMBOL İSMİ ‘YAŞAR DOĞU’


(Dünya ve Olimpiyat Şampiyonu)


Ahmet SEVEN


Dünya aynı yüzyıl içerisinde iki büyük harp yaşamış, birçok ülke maddi krizlere sürüklenmişti.  Doğu Bloku ülkeleri sancı içerisindeydi. Yoksulluk ciddi boyutlara ulaşmıştı. Türkiye Cumhuriyeti Kurtuluş Savaşından yeni çıkmış, toparlanma süreci yaşıyordu. Anadolu insanı tarihinin bu zorlu günlerinde yanık yüreğine su serpecek bir yiğit arıyordu. 


Hakikat şu ki; Kahramanlar zor zamanlarda ortaya çıkıyordu. İşte böyle bir dönemde bir Anadolu yiğidi çayırlardan fırlayıp milletlerarası minderlere uzanıyor, Milletine yüz görümlüğü gibi şampiyonluklar hediye ediyordu. Tüm uluslararası müsabakalarda Bayrağımız göndere çekilirken, okunan İstiklal Marşımız da hafızalarına yerleşiyordu.


Çileli Anadolu halkı elinden geldiğince bu şampiyonu takip ediyor, onu kahramanlaştırıyor,  destanlar yazıyor, bağırlarına basıyorlardı.  


Onunla birlikte Milli Takımımız da zaferden dönen orduyu hümayun karşılanır gibi karşılanıyordu.


Kabına sığmayan bu Anadolu yiğidi, milletlerarası gövde gösterilerine dönen müsabakalarda önüne kim gelirse gelsin birkaç dakika içerisinde sırtını minderlere yapıştırarak tuş ediyor, hem Batı’da hem de Doğu’da ‘Türk gibi kuvvetli” sözünü zirveye taşıyordu. Onun şampiyonluk kazandığını duyan çiftçi ertesi gün tarlasına kazmasını daha bir iştiyakla vuruyor, esnaf dükkânını heyecanla açıyor, işçi-memur görevine aşkla sarılıyordu. Yediden yetmişe herkes ümitsizlik perdesini yırtıyor, ‘Yenilmek ve yılmak’ kelimelerini lügatlerinden çıkarıp atıyor, işte biz buyuz diyorlardı. Onu analar çocuklarına ninniyle, babalar da övgüyle anlatıyordu.


     Yeni doğan çocuklarına Yaşar ismini vererek hem bu yiğidi örnek almalarını, hem de zaferlerin unutulmamasını sağlıyorlardı. Okullara, spor salonlarına, üniversitelere, mahalle, cadde ve sokaklara, turnuvalara adının verilmesi belki de bu yüzdendi. O günden bugüne hiç bir sporcuya böyle bir sevgi nasip olmamış, böylesine içten sahip çıkılmamıştı. Halk onu aileden biri olarak görüyor, kişiliği, yaşantısı, güzel ahlakı, milli-manevi şuur ve duruşuyla evlerinin en güzel köşesine yakıştırıyorlardı.  


     Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethiyle ‘Ortaçağ’ı kapatıp ‘Yeniçağı açtığı gibi, Yaşar Doğu’da güreş tarihimizde yeni bir dönemin açılmasına sebep olmuştur. Onun açtığı çığırdan giden öğrencileri 1970’lere kadar başarılarını sürdürmüş, yurda yeni şampiyonluklar kazanarak dönmüşlerdi. Yine her biri Yaşar Doğu’nun talebesi olma sıfatıyla itibar görmüştür.  


     Onunla birlikte güreş yalnız bir spor dalı olmakla kalmamış, yeniden irfan mektebi kimliği de kazanmıştır. Güreş ocağını Pehlivan Tekkesi bilen Doğu, bir anlamda bu kapının Yunus Emre’si olmuştur. Tıpkı o da Yunus gibi düşünerek güreşe eğri şeylerin girmesine karşı çıkmış, hayatı boyunca bir nefer gibi bunun mücadelesini vermiştir. Milletin gönlündeki güreş sevgisini bir devin uyanışı gibi yeniden uyandırmış, onu milli ve manevi şuurla mayalayıp besleyerek büyütmeyi başarmıştır.  

 

    Dünden bugüne sporcularımızın Uluslararası Şampiyonalarda birincilik kürsülerinde yerini alıp bayrağımızı defalarca göndere çektirerek, İstiklal Marşımızı ezberletircesine okuttuklarını görünce bu mayanın nasıl tuttuğunu daha iyi anlıyoruz. 


    Yaşar Doğu’nun şampiyonluklarıyla birlikte güreşimize kazandırdığı ruhu da iyi anlamalı, akademik seviyede inceleyip tespitler yaparak yetişen sporculara aktarılmalıdır. Zira imkânsızlıklardan imkân çıkarmasını bilip, hayatını milletinin yarınlarına vakfetmiş, vatan-millet ve bayrak sevdalısı bu spor dehasından alınacak dersler vardır.


      Günümüzde hayali kahramanlar üretip onları genç nesillere örnek olarak sunmaya çalışanlar karşısında Yaşar Doğu gibi gerçek bir kahramanın hayatından istifade edilmelidir.


      Kuşkusuz o güreşimizin şampiyon temsilcisi, dava adamı, efendisi, bilgesi ve mürşididir. Aynı zamanda minderlerin hatibidir. Dünyanın en etkili hatiplerinin saatlerce anlatamadıklarını o birkaç saniye içerisinde minder kürsüsünden haykırabilmektedir.


      Kültür Köprüsü Dergisinde (1985) dile getirilen hakikatler bu düşüncemizi teyit etmesi bakımından manidardır: “Millet Yaşar Doğu’nun kazandığı zaferle beslenmiştir. Milletlere reklamların veya nazariyelerin dili ile değil, eser ve hadiselerin lisanıyla seslenmelidir. Mesela, Türk Milletine, bütün milletlerin aslında Türk olduklarını bütün eski medeniyetlerin bizim medeniyetimizden başka bir şey olmadığını yahut bütün dillerin Türk dilinden türediğini anlatan ciltler dolusu konferanslar verseniz; Bu milleti, bir Yaşar Doğu’nun kazandığı zafer kadar Türk’ün büyük ve asil kudretine inandıramazsınız. Çünkü bu ikincisi, hissi bir tez veya ilmi bir nazariye değil, tanınmış dünya pehlivanlarının sırtını üç dakikada yere getiren hakikattir” (Kültür Köprüsü-Kubbealtı Neşriyatı-1985)


    Yine bir hatırat kitabının satırlarında yer alan şu cümleler altı çizilerek okunmalıdır;  “Gençliğin kahramanlarıydılar. Eş dost bir arada heyecanla takip ettiğimiz o olimpiyatlar gençliğimin unutulmazları arasındadır. Yaşar Doğu, Celal Atik, Gazanfer Bilge, Nasuh Akar ve diğerleri bizim neslimizin kahramanları olmuştu…” (Hicran Göze-Kadıköylü Yıllarım: Çocukluk ve gençlik hatıralarım-1976)


      O mitoloji kahramanı değildi fakat onlar gibi olmaz denileni gerçekleştiriyor, inanılması güç olaylara imza atıyordu. Nitekim sahip olduğu efsane gücün masal kitaplarında da yerini almış olması bu husustaki düşüncemizi daha da kuvvetlendirmektedir. 


     “Az gittik uz gittik, dağ ova düz gittik. Derelerden yel gibi tepelerden sel gibi, Yaşar Doğu pehlivan gibi gide gide bir iğne deliği kadar yol gittik…” (Mehmet Başaran-Aç kapıyı bezirgân başı- Evrensel Çocuk Kitaplığı-İstanbul-2003)


     Şahsında topladığı ağırbaşlı, alçak gönüllü, cesur, yiğit ve yardımsever tavırlarıyla öne çıkan Yaşar Doğu hem bileğine, hem de yüreğine karşı kuvvetliydi. Gözü ve gönlü pekti. Samimi ve dürüsttü. Özüyle sözü birdi. Yalanı ve riyası yoktu. Din, Vatan Millet ve Bayrağına bağlılık, ona kuvvet ve güven kazandırmıştı. Haksızlık karşısında susmaz susanları da sevmezdi. Çok konuşmaz fakat konuşunca yerinde konuşurdu. Muhatapları onun her sözünü dikkatle dinler, yerine getirmiş olmanın sevincini yaşardı.


     Yakın Güreş tarihimizi tahlil edenlerin Yaşar Doğu’dan evvel ve Yaşar Doğu’dan sonra diye iki bölümde inceleme yapmış olmaları oldukça isabetlidir. Onun vefatıyla ‘Yaşar öldü Türk Güreşi öldü’ söylentileri de önemli bir gerçeği yansıtmaktadır.


     Her milletin gücünü temsil etmesi bakımından öne çıkardığı efsanevi kahramanları vardır. Bu manada Türk Milletinin gücünü temsil eden kahramanlardan birisi de Yaşar Doğu’dur.


    1948 Londra Olimpiyatlarında Yaşar Doğu’nun finalde tuşla yendiği Avustralyalı güreşçi Richard Edward Gerrard’ın: ‘Böylesine müthiş bir güreşçiye yenilmiş olmak insana üzüntü değil, keyif vermeliydi. Ben, yaşantım boyunca Yaşar Doğu'ya yenilmiş olmanın, hem de finalde yenilmiş olmanın keyfini yaşadım. Başkalarını bilemem…’ diyerek söylediği sözler acaba kaç sporcuya nasip olmuştur?


   O dönemde Yaşar Doğu’yu yenmek şöyle dursun onunla karşılaşma yapan rakipleri bile bundan gurur duyuyordu. Mısırlı Milli Güreşçi Adil Mustafa 1948 Londra Olimpiyatlarında Yaşar Doğu ile karşılaşma yapıp onun karşısında emsallerine göre birkaç dakika fazla dayanabilmesinin bile Mısır’da kahramanlar gibi karşılanmasına yettiğini anlatmıştı. (Adil Mustafa’nın Gazeteci Kadir Akat’la görüşmesi 21.07.1973 Milliyet)

……….

Her birisi ayrı bir ders veren yüzlerce anıya imza atan Yaşar Doğu’nun 1960 Roma Olimpiyatlarında yaşadığı bir hadiseye yer vermek istiyorum:


Ölürsen Türk Bayrağına sarılı tabutunu ben taşıyacağım!


    Ünlü güreş yazarı Ali Gümüş Roma Olimpiyatları sırasında yaşanan destansı bir olayı anlatır;


   “Müzahir Sille 1960 Roma Olimpiyatları için gittiği Roma’da hastalanmış doktorlar apandis teşhisi koymuşlar ve hemen ameliyata alınması gerektiğini söylemişlerdi. Bunu duyan Yaşar Doğu doğruca hastaneye koşar. Hasta yatağında ameliyat sırası bekleyen Müzahire:


—"Müzahir yarın güreşler başlıyor. Apandis ameliyatı olursan Roma’da Olimpiyat Şampiyonluğunu kazanma şansını elinden kaçıracaksın. Böylesine bir fırsatı yaşantın boyunca bir daha yakalayamazsın. Bütün gece düşündüm. Kararımı açıklıyorum; ‘Sana ameliyat yasak!’ Ölürsen Türk Bayrağına sarılı tabutunu ben taşıyacağım”


    Bu sözü söyleyen Yaşar Doğu’ydu. Her hareketi, ağzından çıkan her sözü ölçülü her yerde kendisine saygı duyulan bir kişidir bu.


    Ameliyat masasından şampiyonluk kürsüsüne


    Müzahir Sille şöyle bir düşündü ve hemen yatakta doğruldu. Tek cümle söyledi:


— “Haydi, gidelim hocam…”


    Finale gelinceye kadar yaptığı müsabakalarda 5 galibiyet elde eden ve hiç yenilmeyen Macar güreşçi İmre Polyak’a herkes ‘Şampiyon’ gözüyle bakıyordu. Ancak Polyak Müzahir Sille ile yaptığı karşılaşmada yenilginin acısını tatmış birincilik kürsüsüne çıkan Müzahir Sille olmuştu.


    Tam o sırada İstanbul Eyüp’te yalınayak bir kadın sokaklarda bağırarak koşuyordu; ‘Onu ben doğurdum… Onu ben doğurdum. O benim oğlum…’


      Müzahir Sille Roma’da hocası Yaşar Doğu’nun omuzlarındaydı. Birkaç yıldan beri hiç mağlubiyet yüzü görmeyen Polyak’ı yenerek altın madalya kazanan Sille, “Hayati tehlike var, kesinlikle ameliyat olmalısın” şeklindeki doktorların öğütlerini değil, “Ölürsen seni Türk Bayrağına sarıp vatana taşıyacağım. Güreşmelisin” diyen Yaşar Doğu’yu dinlemiş, bunda da hiç zararlı çıkmamıştı.


     Aradan 35 yıl geçti. Müzahir Sille hala apandis ameliyatı olmadı.


    (Ali Gümüş, Şampiyonlar Geçiyor, S. 136, Türk Güreş Vakfı Yayınları, 1994)

    Not: 21 Eylül 1931 İstanbul doğumlu olan Müzahir Sille 17 Mayıs 2016 günü 85 yaşında vefat etmiştir.  


    Al baba, aile şerefimizi kurtardım


    Şampiyon olduktan sonraki bölümü Müzahir Sille’den dinleyelim:


“Finalde güreştiğim Macar İmre Polyak’ı güreş hayatında çırpan yegâne güreşçi ben oldum. Güreşi 4-1 galip bitirdim ve Olimpiyat Şampiyonu oldum. Minderden indim, eşofmanlarım takım arkadaşım Sadrettin Özden’in kucağında beraber duşa giderken ağlayarak sordum:


— ‘Ben şampiyon mu oldum?’ Sadrettin Özden de ağlayarak cevap verdi:


— ’Evet, Müzahir, şampiyon oldun’ Türkiye ye dönüyoruz, madalya kutum kucağımda. Havaalanına indik; Arabada annem, babam ve şoför olan dayımın oğlu var. Öne oturdum ve arkaya dönerek madalya kutumu babama verdim. İki kez dünya ikincisi olduğumda bozularak bana;


— ‘Aile şerefimizi kurtar’ diyen babama:


— ‘Al baba, aile şerefimizi kurtardım’ dedim” 


     Müzahir Sille, Yaşar Doğu’nun sözünü dinlemesinin karşılığını görmüş Olimpiyat Şampiyonluğunu kazanmasının yanı sıra kendi ifadesiyle ‘Aile şerefini’ de kurtarmıştı.


İşte Yaşar Doğu buydu. Yeri geldiğinde:


     “Bugüne kadar yüzlerce güreş yaptım. Ve bir o kadar güreşçi ile karşılaştım. Tek derdim rakiplerimi mağlup ederek Milletime şampiyonluklar hediye edip yüzünü güldürmek, Şanlı Bayrağımızı göndere çektirmek ve İstiklal Marşımızı okutmak olmuştur” derdi.


Yine kendisine yapılan yurtdışı transfer tekliflerine her defasında: “ Ben Türk Bayrağının dalgalanmadığı yerde ve başka ülke adına asla güreş yapmam. Bizim işimiz para değil şeref işidir” diyordu.


Dünya milletlerinin takdir ettiği bu mümtaz insan 1913’ten vefat tarihi 01 Ocak 1961’e kadar olan 48 yıllık hayatına yüzlerce yıllık unutulmaz anılar bırakarak aramızdan ayrılmıştı.


Ruhu şad olsun.


Kaynak: Yaşar Doğu’nun Hayatı 5. Baskı /Arş. Yazar Ahmet Seven/2019

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Kategorinin Diğer Haberleri